Çalış-ma-dan durma

      Çalışma yaşamı, toplumsal yaşamın diğer alanlarında da varlık gösterebilmenin temel koşullarından biri olarak değerlendirilebilir. Nitekim çalışma yaşamı, sağladığı statü, gelir, sosyal ilişkiler, sosyal güvence, sendikal örgütlenme, yönetime katılma gibi olanaklar ile bireylerin toplum içinde yer almaları gereken süreçleri de belirli ölçülerde sunmaktadır. Bireyler arasında bu konuda en dezavantajlı gruplardan birisi de kadınlardır. Sanayi devrimi öncesine kadar kadınların, iş yaşamına aktif bir katılımı söz konusu değildi. Belirli işler özellikle de ev işleri ile sınırlı kalmışlardı. Bu tarihten sonra belirli aşamalarla iş yaşamına ve daha sonra da toplumun diğer dinamiklerine katılma olanağı bulmuşlardır. Bu katılımı sağlarken de kadınlar şu an ki global dünyada bile bir takım dezavantajlar yaşamaktadır. Bunları üç ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar; çalışma yaşamından dışlanma, kurumsal dışlanma, sivil toplum ve siyasetten dışlanma olarak belirlenebilir. Bunları da çeşitli alt başlıklar halinde toplayabiliriz. Örnek vermek gerekirse; fırsat eşitsizliği, işlem eşitsizliği, kayıt dışı istihdam, sosyal güvence eşitsizliği, mobbing (duygusal-cinsel psikolojik taciz) uygulamaları, zaten adil olmayan gelir dağılımından yararlanamama, iş gücüne katılamama, işe alınmama, işten çıkarılmada yapılan ayrımcılıklar, eğitim ve meslek edinmede eşitsizlik,iş gücü piyasasına girememe, bireysel ve toplumsal siyasal katılım sorunları, sendikalara katılım düşüklüğü vb. bir sürü alt başlık oluşturabiliriz. Burada eğitimde kadınların yaşadığı fırsat eşitsizliğini de göz önünde bulundurmak durumundayız. Zira konunun temelinde bu yatmaktadır. Ataerkil yönetim ve toplum yapısına sahip Türkiye toplumu açısından konuyu ele alacak olursak; kadının temel ve birincil görevi annelik ve çocuk bakımıdır. Gelecek nesilleri yetiştirme görev ve sorumluluğunu yüklenen kadından, bu görevi ev içinde, komşuluk ve akrabalık ilişkileri çerçevesinde titizlikleyerine getirmesi beklenmektedir. Ancak çalışma yaşamından uzak kalan kadın aynı zamanda toplumsal yaşamın diğer alanlarından da uzak ve kopuk yaşamaktadır. Dolayısıyla kadınların karar alma süreçlerine katılımı sınırlı gerçekleşmekte, bu nedenle kendini güçsüz ve günlük yaşamını etkileyecek kararların alımında etkisiz hissedebilmektedir. Böyle bir yapı mevcut iken, ülkemizde toplumsal yaşama entegre olabilmiş kadınlar, iş yaşamında yukarıda bahsettiğim zorluklarla da karşı karşıya kalmaktadır. Bunun yanı sıra kadınların iş yaşamında karşılaştığı bu sorunlar, girişimci ruhlarını da köreltmektedir. Hükümetler, kadın girişimcilere istihdam sağlamaya yönelik politikalar oluşturmaya çalışsa da bu adımlar yeterli kalmamaktadır. Kadınların çalışma yaşamında yaşadığı olumsuzluklar ve dışlanmalar temelde eğitim ve meslek edinmedeki fırsat eşitsizliği ile başlamakta, ücret ve kazançlar, işe alma, işten çıkarma gibi diğer uygulamalarda karşılaştıkları ayrımcı uygulamalar ile sürmektedir. Kadınların toplumsal yaşama uyum sağlama yönündeki tüm engellerin kaldırılması gerekmektedir. Bunlar içinde bir sıralama yapmak mümkün değildir. Hepsi birbiri ile bağlantılı olgulardır. Bu konuda siyasi otoritelerin kesin ve reel adımlar atması, bu dezavantajları bertaraf etmesi gerekmektedir.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın